Herhangi bir nesneye renk vermek için veya koruma amaçlı olarak uygulanan kaplama

İnsanoğlunun tabiatta gördüğü renkleri taklit etme arzusunda doğan uzun çalışmaları bugün dünyamıza renk katan boyanın ortaya çıkmasına vesile olmuştu. Bu konuda insanın en büyük yardımcısı da kendisine olanca renklerini cömertçe bağışlayan tabiatın ta kendisiydi. Bir bitkinin sapının yaprağının veya yemişinin ellerini boyadığını fark eden insanoğlu o bitkiden bu boyayı elde etmeyi başarmış ve bununla yaşantısının her parçasını renklendirmeye çalışmıştı. Önce bu boyalara yaşadığı mağaraların duvarlarına resim yaparken kullanan tarih öncesi devrinin insanları sonra bu bitkileri suda kaynatmak suretiyle elde ettikleri boyanın içine iplik batırıp renklendirmek suretiyle dokumacılığın içine sokmuş, sonra da hayatının diğer bütün safhalarında kullanmaya başlamıştı. 

Boya elde etme ve boyama konusunda Asyalılar bütün dünyaya önderlik etmişlerdi. Asya’nın çalışkan insanları çevrelerinde yetişen bitkilerin türlü renklerinden istifadesini en iyi şekilde bilmişlerdi. Bir sanat haline getirdikleri boya ile boyamacılık oradan Mısır’a atlamıştı. Denizci bir kavim olan Finikeliler ise, yalnız karada yetişen bitkilerin boyalarıyla iktifa etmeyip denizlere kadar el atmışlardı bu konuda, Nitekim denizlerde yaşayan bir hayvanın kabuğundan elde ettikleri ”Erguvan” rengi ile boyadıkları kumaşları güzelliği o devirlerde bütün dünyanın diline destan olmuştu. O kadar ki Hazreti Süleyman dahi, inşa ettirdiği muhteşem tapınağın içini Finike’den getirttiği erguvan renkli kumaşlarla süsletmişti. Boya imalatı Asya’dan Avrupa’ya ancak Orta çağ’da geçebildi. Özellikle 13. yüzyılın ortalarında Venedik’te kurulan ilk atölyeler Avrupa’daki boyacılığın ilk büyük merkezini teşkil etti. 

İnsanlar, boyama konusunda önce yalnız kumaşları boyamakla iktifa ediyorlardı. Daha sonraları ortaya yağlı boyaları çıkardılar. Yağlı maddelerin ilavesiyle macun haline getirdikleri boyalardan bütün dünyayı kaplayan bir resim sanatı doğdu. Bu konuda özellikle Avrupa dünyaya önderlik etti. Birbirini izleyen resim üstadları bu boyalardan dünyanın bugün dahi hayranlığını kazanan şaheserler meydana getirdiler. İnsanlar kendi icatları olan camları boyaması konusunda da tabiattaki renklerin kendilerine cömertçe verdiği boyalardan istifade ettiler. Milattan 880 yıl sonra Zürih’teki Fraumünster kilisesinin pencerelerine tarihin ilk renkli camları takıldı. Sonra bu konu üzerinde de uzun çalışmalar yapıldı ve cam boyamacılığı da belli başlı bir sanat halini aldı. Özellikle manastırlardan doğan bu sanatta hünerli eller şaheserler yarattılar. Özellikle 15. yüzyıldan sonra bu renkli  camlar en ileri bir düzeye ulaştı. İnsanoğlu tabiatta gördüğü renkleri her yerde görmesini arzuluyordu. Bu önüne geçilmez arzu, ortaya yeni boyama usullerinin çıkmasına yardımcı oldu.

Mısır’da çıkan deri boyamacılığı sanatı, Avrupayı’da etkisi altında almakta gecikmedi, rengarenk derilerden yapılan ayakkabılar ve sair eşya bütün dünyayı hakimiyeti altına aldı. Daha sonra insanoğlu oturduğu evlerin duvarlarına renk katmak istedi, bundan da badana boyaları ortaya çıktı. Kağıtlara renk katıp bunlardan çeşitli süsler yaptı. Boyaya karşı olan düşkünlük yıllar geçtikçe artıyordu. Bunun sonucu olarak ayakkabı boyasından saç boyasına kadar çeşitli boyalar ortaya çıkardı insanoğlu. Hatta yüzünü gözünü ve dudaklarını dahi boyamak istedi ve boyadı.

Cevap: Boya 

Diğer Sorular ve Cevaplar

Related posts